17 Eyl 2013

Filmekimi 2013

Sinemaseverlerin merakla beklediği etkinliklerden biri olan filmekimi, 28 Eylül- 6 Ekim tarihleri arasında birbirinden merak uyandırıcı filmlerle on ikinci yılında da izleyicileriyle buluşuyor. Lale Kart sahiplerine 18 Eylülde yapılacak ön satıştan sonra 21 Eylül Cumartesi 10:30'da her sene olduğu gibi Biletix, Atlas ve Beyoğlu Sinemaları gişelerinden bilet satışları gerçekleşecek. Bu uğurda özenle yapılan film listeleriyle birlikte cumartesi sabahı istiklal caddesine uzanacak olan bilet kuyruğu şimdiden gözümün önünde canlanıyor. 9 gün boyunca gösterilecek 40'a yakın filmin hepsini izlemek ve istediğimiz her filme bilet bulabilmek elbette mümkün değil ancak tüm filmler içinden benim öne çıkanlar listem şöyle;

İyi seyirler!


SADECE AŞIKLAR HAYATTA KALIR / ONLY LOVERS LEFT ALIVE



Yönetmen:  Jim Jarmusch
Oyuncular:  Tilda Swinton, Tom Hiddleston, Mia Wasikowska, John Hurt, Anton Yelchin, Jeffrey Wright, Slimane Dazi
İngiltere-Almanya, 2013
DCP / Renkli / 123'
İngilizce; Türkçe altyazılı
A 29 Pz. 21.30 / NC 30 Pt. 19.00 / B 4 Cu. 16.00 / A 6 Pz. 16.00

"Bu fetişist, havalı, güncel, romantik vampir dramının kahramanları Adam ve Eve (ya da Adem ve Havva). Aşkları yüzyıllardır sürmektedir, fakat son derece akıllı ve bir o kadar da ince zevklere sahip bohem entelektüeller olarak dünyanın gidişatı canlarını sıkmaktadır. Hayatın keyfini çıkarmaya bakarlarken, sükunetleri Eve'in ele avuca sığmaz kız kardeşinin gelişiyle bozulur. Zeki oldukları kadar kırılgan çiftimiz çağdaş dünyanın yıkılıp çökmesine tanık olurlarken ayakta kalabilecekler midir? İlk kez Cannes Film Festivali'nde gösterilen Sadece Aşıklar Hayatta Kalır, Jim Jarmusch'un Ölü Adam'dan bu yana çektiği en iyi film olarak övüldü."


BAŞKA SÖZE GEREK YOK / ENOUGH SAID


Yönetmen:  Nicole Holofcener
Oyuncular: James Gandolfini, Julia Louis-Dreyfus, Toni Collette, Catherine Keener, Ben Falcone
ABD, 2013
35 mm / Renkli / 93'
İngilizce; Türkçe altyazılı
A 28 Ct. 13.30 / NC 3 Pe. 13.30 / NC 6 Pz. 11.00

"Amerikan bağımsız sinemasının tanınmış yönetmenlerinden Nicole Holofcener'in yönetmenliğini üstlendiği, ilk gösterimini Toronto Film Festivali'nde yapan Başka Söze Gerek Yok, Haziran ayında kaybettiğimiz, The Sopranos dizisinin yıldızı James Gandolfini'nin rol aldığı son film. Başrolde Gandolfini'ye Seinfeld dizisinde Elaine rolüyle tanıdığımız Julia Louis-Dreyfus eşlik ediyor. Kızına düşkün Albert, eşinden yeni boşanmıştır, tıpkı masöz Eva gibi. Bir partide tanışan Eva ve Albert, yakınlaşmaya ve sonunda görüşmeye başlarlar. Ne var ki, Eva'nın arkadaş olduğu bir kadın müşterisi, bu tatlı denklemi alt-üst edecektir: Albert hakkında kimsenin bilmediği gerçekleri anlatacak olan bu kadın, Albert'ın eski eşidir."


SEN ŞARKILARINI SÖYLE /
INSIDE LLEWYN DAVIS
Yönetmen:  Joel Coen & Ethan Coen
Oyuncular: Oscar Isaac, Carey Mulligan, Justin Timberlake, Ethan Phillips, John Goodman, Garrett Hedlund
ABD, 2013


DCP / Renkli / 105'
İngilizce; Türkçe altyazılı
A 1 Sa. 11.00 / A 2 Ça. 21.30 / NC 3 Pe. 21.30


2013 Cannes Büyük Ödül


"Müzik tarihinden melankolik, bazen acımasız olduğu kadar da eğlenceli bir dönemi anlatan Coen Kardeşlerin son filmi, genç bir folk şarkıcısının 1961 yılında New York müzik piyasasında tutunma mücadelesini izliyor. New York kışının insafına kalan Llewyn Davis elinde gitarıyla bazılarına kendi yol açtığı türlü aksilikleri aşmaya çabalamaktadır. Ne iş olursa yapmakta, Greenwich Village'daki kafelerden görüşme yapmak üzere boş Chicago kulüplerine savrulup durmaktadır. 1950'lerin "folk dirilişi"nden esinlenen Coen Kardeşlerin Ölü Adam'dan bu yana çektikleri bu en iyi filmde şarkıları, oyuncular kendileri seslendiriyor."


PİSLİKLER / LES SALAUDS


Yönetmen:  Claire Denis
Oyuncular:  Vincent Lindon, Chiara Mastroianni, Julie Bataille, Michel Subor, Christophe Miossec, Alex Descas, Lola Créton, Grégoire Colin
Fransa, 2013


DCP / Renkli / 100'
Fransızca; Türkçe altyazılı

A 29 Pz. 19.00 / NC 30 Pt. 16.00 / B 5 Ct. 19.00 / B 6 Pz. 21.30

"İnsanı hipnotize eden, derin, karanlık, kendi içinde dönüp duran bir intikam hikâyesi anlatıyor Claire Denis'nin son filmi. Hikâyenin kahramanı Marco, bir yük gemisinin kaptanıdır. Kız kardeşi Sandra, onu acilen Paris'e çağırır: Kocası intihar etmiş, işleri bozulmuş, kızı kötü durumdadır. Sandra, bütün olanlardan kudretli işadamı Edouard Laporte'u sorumlu tutmaktadır. Hızır gibi yetişen Marco, Laporte'un metresinin oturduğu binaya taşınır. Fakat kız kardeşinin kumpaslarından haberdar değildir. Akira Kurosawa'nın Warui yatsu hodo yoku nemuru / Kötüler Rahat Uyur filminden yola çıkan Pislikler, ilk gösterimini Cannes Film Festivali'nin Belirli Bir Bakış bölümünde yaptı. Filmin müzikleri yine, daha önce İstanbul Film Festivali'nde özel bir konser veren Tindersticks'e ait."



MAVİ EN SICAK RENKTİR /
BLUE IS THE WARMEST COLOUR
Yönetmen:  Abdellatif Kechiche


Oyuncular:  Léa Seydoux, Adèle Exarchopoulos, Salim Kechiouche, Mona Walravens, Jérémie Laheurte
Fransa, 2013


DCP / Renkli / 179'
Fransızca; Türkçe altyazılı
A 28 Ct. 21.30 / NC 29 Pz. 16.00 / B 30 Pt. 21.30 / A 2 Ça. 16.00

2013 Cannes Altın Palmiye


2013 fipresci Yılın En İyi Filmi

"Mavi renge bambaşka bir anlam yükleyen Abdellatif Kechiche'in son filmi, ilk kez gösterildiği Cannes Film Festivali'nde hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından büyük ilgi görerek festivalin büyük ödülünü kazandı. Başkanlığını Steven Spielberg'in üstlendiği jüri, yönetmen Kechiche'le birlikte başrol oyuncuları Adèle Exarchopoulos ile Léa Seydoux'yu da Altın Palmiye'ye layık gördü. Cinselliğe çekincesiz yaklaşımı ve gerçekçiliğiyle sansür ve sanat tartışmalarına yol açan Mavi En Sıcak Renktir, biri henüz lise öğrencisi diğeri ise mavi saçlı bir sanatçı olan iki genç kızın yıllara yayılan birliktelikleri üzerinden yaşamı ve aşkı sorguluyor."


KİM Kİ-DUK'TAN MOEBIUS / MOEBIUS


Yönetmen:  Kim Ki-duk
Oyuncular:  Cho Jaehyun, Seo Youngju, Lee Eunwoo
Kore, 2013
DCP / Renkli / 89'
Konuşmasız
NC 1 Sa. 16.00 / B 3 Pe. 16.00 / A 4 Cu. 19.00 / B 6 Pz. 16.00

"Konusu nedeniyle ülkesi Kore'de sansür tartışmaları yaratan ve zar zor gösterim izni koparan MoebiusKim Ki-duk'un geçen yıl Pieta ile Altın Aslan'ı kazandığı Venedik Film Festivali'nde Eylül'de ilk kez izleyici karşısına çıktı. Bir ailenin parçalanmasını cinsellik üzerinden ele alan Moebius, arzularına teslim olan bir baba, babasını kıskanan bir oğul ve ikisinin de trajik bir sona sürüklenmesine neden olan bir anneyi izliyor. Anne, kocasının sadakatsizliğini oğlunu yaralayarak cezalandırır. Suçlulukla ezilen baba, tüm bu felaketlerin kaynağı olan kendi cinsel organını keser ve kendini oğluna adar. Yaralar iyileşir, fakat felaketlerin sonu gelmez."


SON DURAK / FRUITVALE STATION

Yönetmen:  Ryan Coogler


Oyuncular:  Michael B. Jordan, Melonie Diaz, Octavia Spencer, Kevin Durand, Chad Michael Murray, Ahna O'reilly, Ariana Neal, Keenan Coogler
ABD, 2013


DCP / Renkli / 84'
İngilizce; Türkçe altyazılı
B 29 Pz. 19.00 / B 30 Pt. 13.30 / A 3 Pe. 21.30 / NC 5 Ct. 11.00

2013 Sundance Büyük Jüri Ödülü, İzleyici Ödülü (ABD Yapımı Dram)


2013 Cannes Gelecek Ödülü (Belirli Bir Bakış)

"Oscar Grant, 31 Aralık 2008 sabahı içinde tuhaf bir hisle uyanır. Nedenini çözemese de bu hissi bir işaret olarak algılar ve kendine bazı sözler verir: Yeni yılda annesine daha iyi davranacak, daha iyi bir eş, dört yaşındaki kızına daha iyi bir baba olmaya çalışacaktır. Ne var ki Oscar, yılbaşı gecesi polis tarafından soğukkanlılıkla vurularak öldürülecektir. Oscar'ın yaşamı ve trajik ölümü, sonraki günlerde bütün ABD ulusunu derinden sarsacaktır. Rolling Stonedergisine göre Sundance Film Festivali'nin en iyi filmi olan Son Durak, gerçek olaylardan esinleniyor."


Ayrıntılı filmekimi 2013 programı için; http://filmekimi.iksv.org/tr/Program.asp

12 Ara 2012

Roma'ya Sevgilerle

Woody Allen'dan Bir Roma Güzellemesi / To With Rome Love

Woody Allen'ın İngiltere'de çektiği 'Match Point' filmiyle başlayan Avrupa Şehirlerinde film çekme serüveninin son durağı olan 'To With Rome Love' filmi, izleyicisini Roma harikalarının çevresinde dolaştırırken aynı zamanda birbirinden bağımsız 4 farklı hikayeye tanıklık etmesini sağlıyor.

Film, meşhur Roma trafiğinde şehirden görüntüler eşliğinde açılıyor, fonda 'Volare' çalarken, Piazza Venezia kavşağında trafiği yöneten polis tarafından karşılanıyoruz, tıpkı şehir gibi çok renkli bir kişiliğe sahip olduğunu anladığımız hikaye anlatıcımız "Bu şehirde her şey birer hikayedir" deyip izleyiciyi Roma sokaklarında karşılaşacağı olası hikayelerin kucağına bırakıyor.


Filmin epizotik bir anlatım tarzı olduğunu söylemek gerek, bu epizotlar çizgisel bir zaman kavramına bağlı değil ve epizotlar arasında bolca geçiş mevcut, zaten filmin var olan dinamizmini sağlayan unsurda bu... İlk olarak şehri gezen Amerika'lı Hayley ile karşılaşıyoruz, Hayley romantizmin şehrinde adres sorduğu Genç Romalı Michelangelo ile yakınlaşıyor ve kısa sürede evlilik kararı alan çift ailelerini tanıştırmaya karar veriyor. Damat adayı ve ailesi ile tanışmak için Amerika'dan Roma'ya gelen Hayley'in  babası rolünde Woody Allen'ı yine nevrotik bir karakter içinde görüyoruz ve bu noktadan sonra  hikaye Hayley ve Michelangelo'nun hikayesi olmaktan çıkıp, Hayley'in emekli bir opera yapımcısı olan babası ve Michelangelo'nun cenaze levazımatçısı babasının hikayesi oluveriyor. Roma sokaklarında karşılaştığımız ikinci hikaye ise yeni evli bir çift olan Antonio ve Milly'nin taşradan Roma'ya yeni ve daha iyi bir iş fırsatını yakalamak üzere gelmeleriyle başlıyor. Antonio'ya yeni iş fırsatını sunan ailenin ileri gelen üyeleri ile ilk kez tanışacak olan Milly'nin aile üzerinde iyi izlenimler bırakması gerekirken, kuaföre gitmek için otelden ayrılan Milly, Roma sokaklarında kaybolurken, Antonio'nun odasına gelen escord kadın yanlış anlamalarla dolu olaylar zincirini başlatıyor. Üçüncü hikaye de  mimarlık okumak için Roma'da bulunan Amerikalı genç Jack'in, sevgilisi Sally'nin Los Angeles'tan gelen güzel aktrist arkadaşı Monica ile yaşadığı gizli aşkın sonunu çok iyi bildiğimiz hikayesi çıkıyor karşımıza... Bu evrede filmin aslında günlük hayatta karşılaştığımız, bizlere hiç yabancı gelmeyen durumları ne kadar eğlenceli bir biçimde anlattığını fark ediyoruz... Bir diğer hikayede ise filmin belkide en renksiz karakteri olan Leopoldo Pisanello, karısı ve iki çocuğuyla birlikte orta halli bir Roma'lı olarak, yaşamını oldukça sıradan bir şekilde sürdürürken bir sabah işe gitmek için evden çıktığında tıpkı bir hastalığa tutulmuş gibi şöhrete yakalanıveriyor. Anlamsız biçimde peşinden koşan, "Kahvaltıda ne yediniz?" gibi saçma sorular soran gazetecileri ve neden ünlü olduğunu anlamayan Leopoldo, renksiz hayatını renklendiren bu durumun tadını çıkarmaya karar verince şöhretin iki yüzlü kollarına teslim oluyor, ancak bir hastalık gibi aniden gelen şöhretin gidişinin, gelişinden farksız olmayacağını kestiremiyor...

17 Kas 2012

The Skin I Live In


Son dönem Almodovar sinemasında yeni bir soluk / İÇİNDE YAŞADIĞIM DERİ

            Almodovar sineması, düz bir açıdan bakıldığında klasik sinema olay örgüsü ve kalıplarından yola çıksa da bunu o denli uçlarda ve kendine özgü bir biçimde gerçekleştirir ki, her seferinde seyirciyi bu uç olay ve çılgın karakterlerin dünyasına çekmeyi başarı verir. Yönetmen, son filmi ‘İçinde Yaşadığım Deri’de  ‘tecavüz’, ‘intikam’ gibi pek çok filmde görmeye alıştığımız klasik temaları kendi sinemasının temel temalarıyla bütünleyerek oldukça seyirlik bir iş çıkarıyor.


Almodovar, ‘İçinde Yaşadığım Deri’de ‘Konuş Onunla’, ‘Kötü Eğitim’, ‘Kırık Kucaklaşmalar’ filmlerinde benimsediği gibi döngüsel bir kurgu ile parçaları birleştirerek filmin dinamiğini inşa ediyor. Dr. Ledgard’ın çok sevdiği karısı bir trafik kazası sonucu yanarak bütün güzelliğini kaybediyor. Bu durum Dr. Ledgard’ı ‘yapay deri’ üretme çalışmaları yapmaya itiyor ancak karısını kaybettiği güzelliğine geri döndürmek için yaptığı deneyler henüz sonuç bulmadan karısı intihar ediyor. Annesinin ölümüne tanık olduğu için sorunlu bir yaşam süren kızları Norma’nın bir düğün sırasında tecavüze uğraması ise asıl olayları başlatan ve bu talihsiz serüvenler dizisini ateşleyen olay oluyor. Tecavüze uğrayan kızının geçirdiği travma onuda tıpkı annesi gibi intihar ile biten bir sonuca götürürken Dr. Ledgard’ı intikama yönlendiren süreç başlamış oluyor.

Almodovar filmlerinde daha öncede gördüğümüz (Tutkunun Kanunu, Yüksek Topuklar, Kötü Eğitim, Kırık Kucaklaşmalar) önemli temalarından olan ‘tek bedende iki kimlikli yaşam’ meselesi ‘İçinde Yaşadığım Deri’de bir level atlayıp bu duruma hapsedilme ve zorunda kalmışlıkla Vera’nın nezdinde yer bulurken karakterin yaşadığı bu bedensel dönüşümün, özünde nasıl bir karşılık bulacağı sorgulanıyor. Bu noktada Vera’nın iç dünyasının yeterince derinlikli olarak anlatılmaması yönetmenin filmin sürpriz sonunu hazırlama hamlesi olarak görmek ne kadar doğru olur bilemiyorum ancak Vera’nın bedensel dönüşümü gerçekleşirken televizyonda keşfettiği yoga dersleri sayesinde gerçek benliğini içinde koruma felsefesiyle karşılaşması aslında filmin vermek istediği mesajın bir özeti niteliğinde…


Filmin, Thierry Jonquet’in Tarantula adlı romanından uyarlandığını da belirtmek gerek. Bugüne kadar genellikle hikayelerini kendi oluşturan bir yönetmen olan Almodovar’ın bu romanı seçmesi bir tesadüf olmasa gerek, çünkü hikaye Almodovar’a has diyeceğimiz ana temaları özünde barındırmakla birlikte cinselliği, kimlikleri sorgulayıp, tutku ve nefretin iç içe geçtiği, acıların ise saplantıları doğurduğu bir melodrama dönüşüyor. Yönetmenin önceki filmlerindeki kadın egemenliğine bakarak bu filmde erkek egemenliğinden bahsedebilsek de onun filmlerinde her zaman kaybetmeye mahkum olan erkekler için durum ‘İçinde Yaşadığım Deri’de de değişmiyor. Her ne kadar intikamını almış olsa da filmin sonunda, hem Dr. Ledgard’ın hem de bedensel olarak dönüşen Vera’nın kaybeden olduğu görülüyor. Sonuçta erkek karakterler ne kadar baskın olsa da, 'İçinde yaşadığım deri' kadın bakış açısına sahip tipik bir Almodovar filmi olduğunu kanıtlıyor.

11 Eyl 2012

Film Ekimi 2012 programı açıklandı!

İlk kez 2002 yılında düzenlenmeye başlanan ve büyük ilgi gören Film Ekimi bu yıl 11. kez karşımızda!



Türkiye'nin farklı kentlerinde 29 Eylül- 7 Ekim arasında gerçekleştirilecek olan Film Ekimi, İstanbul'da Nişantaşı City's, Atlas ve Beyoğlu sinemalarında izlenecek. 





Benim listeme eklediklerim!

BEN VE SEN
Yönetmen:  Bernardo Bertolucci
Oyuncular:  Jacopo Olmo Antinori, Tea Falco, Sonia Bergamasco
İtalya, 2012
35 mm / Renkli / 103’
İtalyanca; Türkçe altyazılı
B 2 Sa. 16.00 / B 3 Ça. 11.00 / B 6 Ct. 21.30 / A 7 Pz. 11.00



ACI
Yönetmen:  Kim Ki-duk
Oyuncular:  Jo Min-soo, Lee Jeong-jin, Woo Gi-hong, Kang Eun-jin, Jo Jae-ryong
Güney Kore, 2012
35 mm / Renkli / 104’
Korece; Türkçe altyazılı
B 30 Pz. 21.30 / A 3 Ça. 21.30 / B 5 Cu. 16.00 / B 7 Pz. 19.00



AŞK
Yönetmen:  Michael Haneke
Oyuncular:  Jean-Louis Trintignant, Emmanuelle Riva, Isabelle Huppert, Alexandre Tharaud
Fransa-Almanya-Avusturya, 2012
35 mm / Renkli / 104’
Fransızca; Türkçe altyazılı
A 29 Ct. 21.30 / A 2 Sa. 21.30 / NC 3 Ça. 11.00 / B 4 Pe. 16.00



CENNETTEKİ ÇÖPLÜK
Yönetmen:  Fatih Akın
Oyuncular:  
Almanya, 2012
DCP / Renkli / 98’
Türkçe
B 29 Ct. 13.30 / B 1 Pt. 19.00 / B 2 Sa. 21.30



TUTKU
Yönetmen:  Brian De Palma
Oyuncular:  Rachel McAdams, Noomi Rapace, Karoline Herfurth, Paul Anderson
Fransa-Almanya, 2012
DCP / Renkli / 97’
İngilizce; Türkçe altyazılı
NC 29 Ct. 21.30 / A 30 Pz. 21.30 / A 3 Ça. 11.00 / NC 5 Cu. 16.00


Detaylı Film Ekimi 2012 programına ulaşmak için http://filmekimi.iksv.org/tr/index.asp

20 Tem 2012

TRAMVAY

Türk sineması araştırması sırasında tesadüfen karşılaştığım Tramvay filmi bende büyük bir şaşkınlık yarattı. Büyük bir özveri ve emek sonucu gerçekleştirildiği belli olan film, bağımsız, deneysel ve psikolojik irdelemeler yapan filmleri sevenler için güzel bir sürpriz olabilir.




Babasının porno filmler gösteren sinemasında çalışan Hamit, sinemadaki koltuklardan birinin çalınmasıyla babası tarafından öldüresiye dövülerek, kovulur. Hamit, kanlar içinde kalana dek yediği şiddetli dayağın ve maruz kaldığı aşağılanmanın yarattığı psikolojik sarsıntı ve yine babasının sinemasında çalışan dolandırıcı arkadaşı Mahmut’un dolduruşa getirmesiyle birlikte bindikleri Taksim- Tünel hattı tramvayını yolcuları ile birlikte alıkoyar. Tramvaydaki yolcuların hepsi birer karşıtlığın ve Türkiye’nin içinde barındırdığı insan çeşitliliğinin temsilidir. Yaşlı Rum kadın, baba- çocuk, uyumsuz evli bir çift, Laik Kız- Kapalı Kız hatta bir kiralık katil ve onun kurbanı aynı tramvay içinde birleşince karşıtlıklardan doğan çatışmalar filmin dinamiğinin korunmasını ve merakla izlenebilir halde kalmasını sağlıyor. Oyuncu kadrosunda Fırat Tanış, Emel Çölgeçen, Halit Ergenç gibi önemli isimler var. Özellikle üstün performansıyla Fırat Tanış’ın kendini o zamandan müjdelediği söylenebilir. Fırat Tanış dışında diğer oyunculukların biraz abartılı olduğunu söylemek ise yanlış olmaz. Film teknik açıdan yetersiz ancak bir yönetmenin kendi bağımsız çabalarıyla gerçekleştirmeye çalıştığı bir ürün olduğunu düşünürsek bu oldukça normal ve hatta takdir edilesi… Sonuç olarak film şiddet, hoşgörüsüzlük, sevgisizlik, yalnızlık ve bir bütün olamama temalarında iyi dolaşmış ve bu temaları oldukça etkili bir biçimde irdelemiş. Başta da söylediğim gibi bağımsız ve deneysel filmleri seven izleyiciler için bir tercih olabilir.

Filmin Künyesi
Yönetmen: Olgun Arun
Oyuncular: Fırat Tanış, Itri Koşar, Halit Ergenç, Emel Çölgeçen, Ayça Bingöl, Tomris İncer, Dilek Serbest...


15 Nis 2012

31. İstanbul Film Festivali Kapanış Töreni Gerçekleşti! Ulusal Yarışma Dalında Ödül Kazanan Filmler


En İyi Müzik
İz-Reç- Mustafa Biber

En İyi Kurgu
Yer altı- Zeki Demirkubuz

En İyi Görüntü Yönetmeni
Yer altı- Zeki Demirkubuz

En İyi Senaryo
Tepenin Ardı- Emir Alper ve Babamın Sesi- Orhan Eskiköy filmlerine paylaştırıldı.

En İyi Kadın Oyuncu
Şimdiki Zaman- Sanem Öğe

En İyi Erkek Oyuncu
Yer altı- Engin Günaydın

En İyi Yönetmen
Yer altı- Zeki Demirkubuz

En İyi Film
Tepenin Ardı- Emin Alper(ilk film)



Ayrıca Onat Kutlar adına verilen Jüri Özel Ödülü, İz-Reç filmi ile Tayfur Aydın'a verildi.



4 Nis 2012

Yolu İstanbul'dan Geçen Yabancı Filmler

Şehr-i İstanbul, boğazı, güneşi, insanı, mimarisi gibi hem doğal güzellikleri hem de tarihi yapı ve özellikleriyle pek çok yönetmenin filmine mekan, konu ve ilham kaynağı olmuştur. Bugün Tom Tykwer’ın ‘İnternational’ filmini izledikten sonra bu film gibi yolu İstanbul’dan geçen diğer yabancı filmleri hatırlamak ve yönetmenlerin İstanbul’u filmlerinde nasıl tasvir ettiklerini, kültürümüze veya insanımıza bakış açılarının ne doğrultuda olduğunu görelim istedim... 
'Doğu Ekspresinde Cinayet' Film Afişi
Geçmişten günümüze yabancı yönetmenlerin İstanbul’a ve kültürümüze karşı oryantalist bakış açısından kurtulabildiğini söylemek maalesef pek mümkün olmuyor. Bu durumun önemli örneklerinden biri vakti zamanında büyük tartışmalara yol açan ‘Gece Yarısı Ekspresi’. Film, Türk hapishanelerine düşen yabancı bir adamın başından geçenler ekseninde çerçeveleniyor ve Türk adalet sistemini, hapishaneleri ve polisin işkenceci tutumunu konu alıyor. Filmin çekimlerinin Türkiye’de yapılmasına nasıl izin verilmiş pek anlamasam da çekimler sırasında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ile Sağmalcılar Cezaevi’nin kullanıldığı söyleniyor.  Aradan geçen yıllar sonucunda yönetmen filmde anlatılanları abarttığını itiraf etse de film Türkiye'nin yurt dışında uzun yıllar kötü hatırlanmasına neden olmuştu. Gösterime girmeden önce Türkiye tarafından protesto edilen Geceyarısı Ekspresi, 52. Akademi Ödülleri'nde aday olduğu 6 dalın 2'sinde akademi ödülü kazandı... Yine Türklerin pek iyi gösterilmediği daha ziyade Araplara benzetildiği ‘Doğu Ekspresinde Cinayet’ filmi 1930'lu yıllarda İstanbul ve Paris arasında sefer yapan trende işlenen bir cinayet ve tren’in yolcuları arasında dedektif Hercule Poirot'un da bulunmasıyla gelişen olay örgüsüyle şekillenir. Agatha Christie’nin aynı adlı romanından uyarlanan film dönemine göre oldukça sürükleyici olamakla birlikte sadece başında bulunan eski İstanbul görüntüleri için bile izlenebilir...
'Topkapı' filminden bir görüntü
1964 yapımı ‘Topkapi’ filmi, Yazar Eric Ambler’in ‘The Light of Day’  romanından sinemaya uyarlanmış. Film uluslararası çapta mücevher hırsızlığı yapan bir çetenin Topkapı Sarayı’nda bulunan çok değerli bir hançeri çalmayı planlamalarını anlatıyor. Dış mekân çekimlerin tamamının İstanbul'da gerçekleştirildiği filmde, Boğaziçi, surlar, Sultanahmet Camii, Topkapı Sarayı, eski İstanbul sokakları görülüyor. Filmin oyuncularından Peter Ustinov, filmdeki Arthur Simpson rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Akademi Ödülü'nü kazanmıştı. 
'İstanbul' film afişi
Eski bir yapım(1957) olan ve yönetmenliğini Joseph Pevney'in yaptığı ‘İstanbul’ filmi ise mücevher kaçakçılığı suçundan dolayı sınır dışı edilen maceracı James Brennan İstanbul’a geri dönmesiyle başlar.  Brennan, geçmişe kalan sorulara cevap bulmak ister. Brennan karakterini "Kadınlarımı genç, viskimi yaşlı isterim" repliği ile bilinen aktör Errol Flynn canlandırıyor... Önemli bir kısmı İstanbul’da çekilen 1961 yapımı  ‘Tenten ve Altın Post’un Sırrı’ filmi ise Kaptan Haddock’a eski bir arkadaşı tarafından miras bırakılan altın post gemisini almak üzere Tenten ve Kaptan Haddock’un İstanbul’a gelmesiyle başlar. Filmde Yeşilçam oyuncuları ufak rollerde de olsa bulunuyorlar. Dario Moreno’yu da Papos rolünde izliyoruz... Ülkemizde sudan bir sebepten diyebileceğimiz şekilde gösterimi yasaklanmış olan dikkate değer bir diğer yapım ise ‘Paralı Askerler’ (You Can't Win 'em All) filmi… Atatürk’ün ilk kez yabancı bir aktör tarafından canlandırıldığı macera türündeki filmin çekimleri İstanbul ve İzmir’de yapılmış. Fikret Hakan ve Salih Güney gibi önemli Türk oyuncuları kadrosunda bulunduran yapıt 1922 yılında Türk Kurtuluş Savaşı sırasında geçiyor. Adam ve Josh adlı iki eski Amerikalı asker savaş içinde bulunan ülkelere silah satarak köşeyi dönme hesapları güderek Ege kıyılarına demir atarlar ve macera dolu hikayeleri böylelikle başlar. 
'Paralı Askerler' filminden bir görüntü
Filmin Türkiye’de yasaklanması oldukça garip. Başrol oyuncusu Charles Bronson o tarihte bir gazetenin röportaj teklifini geri çevirmiş, buna kızan gazeteler de filmin aleyhinde bir kampanya başlatınca bu durum sansür kurulunu "Paralı Askerler"in Türkiye aleyhinde bir film olduğu kanaatine vardırmış! Bu nedenle film gösterimi 40 yıldır vizyonda ya da televizyonda yapılmamış. Ancak yakın zamanda bir TV programında TRT tarafından bir kısmının yayınladığını da not düşmek gerek… Vee 1963 yapımı ‘James Bond: Rusya’dan Sevgilerle’… Serinin ikinci filminin büyük kısmı İstanbul’da geçiyor. İngiliz Gizli Servisi, James Bond'a Rusların elinde olan Lektor şifreleme makinasını alma görevini verir ve kahramanımız bu amaçla İstanbul'a gönderilir. Filmde eski İstanbul’u açıkça görmek mümkün ve başrolde başarılı aktör Sean Connery’i izliyoruz...

Devamı gelecek...