31 Mar 2012

31. İstanbul Film Festivali Başladı!


İlk kez 1982 yılında gerçekleşen ve İstanbul'un en değerli film festivaline dönüşen İstanbul Film Festivali dün akşam Lütfi Kırdar Uluslararası Sergi ve Kongre Sarayında düzenlenen açılış töreniyle başladı! 

31 Mart-15 Nisan arasında gerçekleşecek olan festivalde izleyicilere pek çok bölümde 200’ün üzerinde filmden oluşan bir seçki sunulacak. Bu yıl festivalin bölümleri arasında 'Sinema ve Müzik', 'Devrimin Filmini Çekmek', 'Yunanistan’da Neler Oluyor?', 'Bir Çin Sinema Geleneği: WuXia', 'Aile İçinde' gibi yeni bölümler var. Ntv ekranlarından canlı olarak yayınlanan açılış töreninde verilen sinema onur ödülleri  bu yıl Oyuncu Ayşen Gruda, Halit Akçatepe, Yönetmen Ali Özgentürk ile Sinema Eleştirmeni Sevin Okyay'a taktim edildi. Açılış Töreninden sonra festivalin onur konuğu olan Yönetmen Terence Davies'in, başrolünde Rachel Weisz’in yer aldığı filmi 'Aşkın Karanlık Yüzü' gösterildi. Aşkın Karanlık Yüzü festivalde 'Yıllara Meydan Okuyanlar' bölümünde bulunuyor.

Ulusal Yarışmada ‘Nar’, ‘Şimdiki Zaman’, ‘Ferahfeza’, ‘Yurt’, ‘Ana Dilim Nerede?’, ‘Babamın Sesi’, ‘Yeraltı’, ‘Can’, 'Lal Gece', ‘İz-reç’, ‘Ben Uçtum Sen Kaldın’ ve ‘Tepenin Ardı’ filmleri yarışırken Murathan Mungan başkanlığındaki jüri En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Müzik ve Jüri Özel Ödülü dallarında toplam 9 ödül verecek.

Programda benim gözüme takılanlar!

AZRAİL'İ BEKLERKEN
The New York Times’a göre “bir film ziyafeti” olan, Marjane Satrapi’nin 1950 İran’ında geçen eğlenceli, hüzünlü ve melankolik yeni uzun metrajlı filmi, bir hite dönüşen Persepolis’in ardından geliyor. Satrapi’nin kendi çizgi romanından uyarlanan bu canlı çekim filmde hikâye, enstrümanı kırıldığında ölmeye karar veren dünyaca ünlü keman virtüözü Nasser’in canını almaya gelen Azrail tarafından aktarılıyor. Azrail’in gelmesi için geçen sekiz günlük sürede Nasser, başarısız okul günlerinden erkek kardeşine, aşksız evliliğinden sigara tiryakisi annesine ve İran isimli çocukluk aşkına kadar, hayatını yeniden yaşıyor.

Yönetmenler: Marjane Satrapi & Vincent Paronnaud / Oyuncular: Mathieu Amalric, Edouard Baer, Maria De Medeiros / Fransa / 2011 / 35 mm / Renkli / 91’ / Fransızca; İngilizce ve Türkçe altyazılı
MICHAEL
Cannes’da Altın Palmiye için yarışan Michael, 10 yaşındaki Wolfgang ile 35 yaşındaki pedofil Michael’in birlikte geçirdiği son beş ayı anlatıyor. Wolfgang’ı kaçırmış olan donuk ofis çalışanı Michael evinde alıkoyduğu çocuğa cinsel tacizde de bulunmaktadır. Kesin yargılarda bulunmadan durumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bu öykü, en feci suçlardan birini konu alırken kendi dünyasını ve bakış açısını nakleden bir suçluyu merkez alıyor. Michael, sık sık Michael Haneke ile birlikte çalışmış ünlü görüntü yönetmeni Markus Schleinzer’in ilk uzun metrajlı filmi.

Yönetmen: Markus Schleinzer / Oyuncular: Michael Fuith, David Rauchenberger, Christine Kain / Avusturya / 2011 / 35 mm / Renkli / 96’ / Almanca; İngilizce ve Türkçe altyazılı

FAUST
Efsanevi bir klasiğin etkileyici yorumu olan Altın Aslan ödüllü Faust, usta Rus yönetmen Sokurov’un “gücün yozlaşması”nı inceleyen dizisinin Moloch, Boğa ve Güneş’i takip eden son filmi. Goethe’nin bilginin arayışı hakkındaki trajedisinden esinlenen Faust 19. yüzyılda geçiyor ve yapıta adını veren, ruhunu şeytana satan kahramanını izliyor. O bir düşünürdür, fikirlerin sözcüsü, haberleri yayan kişidir; entrikacıdır, hayalperesttir. Açlık, açgözlülük, şehvet gibi temel güdülerin yönlendirdiği adsız bir adamdır. Goethe’nin Faust’una meydan okuyan mutsuz, peşine düşülmüş bir varlıktır. İlerlemek mümkünse neden olduğun yerde durasın ki?
Yönetmen: Alexander Sokurov / Oyuncular: Johannes Zeiler, Anton Adasinskiy, Isolda Dychauk / Rusya / 2011 / 35 mm / Renkli / 135’ / Almanca; İngilizce ve Türkçe altyazılı

MAVİ KOD
Ölüme hayranlık duyan ve baskıladığı duygularıyla ezilmekte olan Marian, mükemmellik ve kontrol düşkünü bir hemşiredir; bazen de bir azizeymiş gibi ölüm meleği rolüne bürünmektedir. İnsanlardan uzak bir hayat sürerken bir gün bir yabancıya rastlar; adamı bir videocuya kadar takip eder ve onunla ilgili fanteziler kurar. Sonraki adım ani bir yakınlık, tiksinme, büyülenme ve dehşet hamlesi olan röntgenciliktir. Duyguları kadını tehlikeye ve sonunda teslim olmaya götürecektir. Yönetmen Urszula Antoniak 2010 yılında festivali ziyaret ettiği ilk uzun metrajlı filmi Özel Hayatlar ile müthiş başarı kazanmıştı.

Yönetmen: Urszula Antoniak / Oyuncular: Bien de Moor, Lars Eidinger, Annemarie Prins / Hollanda-Danimarka / 2011 / 35 mm / Renkli / 81’ / Flamanca-İngilizce; İngilizce ve Türkçe altyazılı

YASAK AŞK
Sarayda geçen bir aşk üçgenini konu alan bu epik aşk hikâyesi tutku, cinsellik, skandallar, ihanet ve heyecan dolu, muhteşem bir tarihi dram. Orijinal Ejderha Dövmeli Kız’ın senaryosunu kaleme alan Nikolaj Arcel tarafından yönetilen Yasak Aşk, gitgide aklını kaybeden Danimarka kralı VII. Christian, aydınlanmacı ve idealist Doktor Struensee ve genç fakat güçlü kraliçe Caroline Mathilda’yı izliyor.

Yönetmen: Nikolaj Arcel / Oyuncular: Mads Mikkelsen, Alicia Vikander, Mikkel Boe Følsgaard / Danimarka-Çek Cumhuriyeti-İsveç-Almanya 2012 / 35 mm / Renkli / 131’ / Danca-İngilizce-Almanca; Türkçe altyazılı

NEW YORK, NEW YORK
Martin Scorsese’nin, yaşadığı kente övgü ve klasik Hollywood müzikallerine saygı duruşu niteliğindeki filmi hem tüm zamanların en bilinen müzikallerinden biri hem de akıllardan çıkması güç bir klasik. Yetenekli fakat kavgacı saksafoncu Jimmy Doyle ile film yıldızı ve şarkıcı Francine Evans’ın ilişkileri evlilikle noktalanmıştır ve birlikte bir müzik grubunda çalışmaktadırlar. Kadın başarılıdır, adam kendine güvenmemekte ve alkol problemi yaşamaktadır. Zamanla beraberlikleri çatırdamaya başlar. Bu iddialı, büyüleyici, tuhaf film Scorsese’nin en iyilerinden değil; fakat Liza Minnelli’nin söylediği muazzam klasik New York, New York’u kim unutabilir ki!

Yönetmen: Martin Scorsese / Oyuncular: Liza Minnelli, Robert De Niro, Lionel Stander / ABD / 1977 / 35 mm / Renkli / 155’ / İngilizce; Türkçe altyazılı

YALNIZ GEZEGEN
Romantik bir dram ile bir korku filminin birleşimi olan bu bağımsız yapım, Gürcistan ormanlarında geçiyor. Birbirlerine âşık genç nişanlı çift Alex ve Nica, Kafkas Dağları’nda geziye karar verir. Bölgeyi iyi bilen Dato’yu rehber olarak tutarlar ve hep birlikte ormanın romantik olduğu kadar ürpertici de olan manzarasına doğru yola çıkarlar. Ancak karşılaştıkları bir güçlük, sevimli çiftimizin sakin yolculuğunu bir sadakat ve erkeklik sınavına çevirecektir. Prömiyerini Locarno Film Festivali’nde yapan film, doğayı fon alan görkemli mekân kullanımı ve çarpıcı performanslarıyla büyük ilgi gördü.

Yönetmen: Julia Loktev / Oyuncular: Gael García Bernal, Hani Furstenberg, Bidzina Gujabidze / ABD-Almanya / 2011 / 35 mm / Renkli / 113’ / İngilizce; Fransızca ve Türkçe altyazılı
AFFEDİLMEYENLER 
Francis polisiye roman yazarı, bir baba ve bir kocadır. Yeni romanını yazmak için geldiği Venedik’te huzur ve sükûnet aramaktadır. Kendisinden yaşça küçük Judith’e ilk görüşte tutulur. Çok geçmeden birlikte Torcello Adası’nda gözlerden uzak bir eve yerleşirler. Ancak bu mutluluğun etkisiyle yazmayı bırakan Francis, bunun yerine kıskançlıkla yanıp kavrulur ve Judith’i takip etmesi için eski sabıkalılardan Jérémie’yi tutar. Yaşlanan yazar, modern kadın ve toplumun dışladığı acımasız adam arasında garip bir üçgen oluşmuştur. Emektar yönetmen Téchiné’nin Phillippe Dijan’ın romanından uyarladığı film, prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yaptı.

Yönetmen: André Téchiné / Oyuncular: André Dussollier, Carole Bouquet, Mélanie Thierry / Fransa-İtalya / 2011 / 35 mm / Renkli / 112’ / Fransızca-İtalyanca; İngilizce ve Türkçe altyazılı


Geçen sene 4 TL olan bilet fiyatları bu sene bu şekilde!


Tam
İndirimli
Tam
Lale Kart
İndirimli Lale Kart
Hafta içi (11.00-13.30-16.00)
5 TL
5 TL
5 TL
5 TL
Diğer
15TL
9 TL
12TL
7 TL



Ayrıntılı festival bilgileri için;  http://film.iksv.org/tr/festivalbilgileri


18 Şub 2012

Ferzan Özpetek'in yeni filmi; Magnifica Presenza

Ferzan Özpetek'in yeni filmi Magnifica Presenza 30 Mart'ta vizyonda!
Hamam, Harem Suare, Cahil Periler, Karşı Pencere, Kutsal Yürek, Bir Ömür Yetmez, Mükemmel Bir Gün ve Serseri Mayınlar filmlerinin başarılı yönetmeni Ferzan Özpetek, konusunu bir sır gibi sakladığı yeni filmi Magnifica Prezenza'nın çekimlerini tamamladı ve kurgusunu bitirdi. Filmin son detaylarıyla meşgul olan yönetmen, yeni filminin galasının İtalya'da 16 Mart'ta yapılacağını 30 Mart'ta ise Türkiye'de vizyona gireceğini söyledi. Özpetek, yeni filminin Türkçe isminin 'Şahane Misafir' olduğunu ve diğer fimlerine göre daha değişik bir film olup daha önce denemediği bir şey yaptığını, İnsanın güldüğü veya ağladığı durumların yanı sıra korku duygusunu anlattığını söyledi. Filmin konusuyla ilgili edinebildiğim tek bilgi ise 28 yaşında ve en büyük hayali aktör olmak olan Sicilyalı Pietro'nun yaşadıkları çervesinde gelişen olayların konu edinildiği oldu... Sicilyalı Pietro'yu İtalyan aktör Elio Germano canlandırırken, Cem Yılmaz'ın filmde çok farklı bir rol ile karşımıza çıkacağı söyleniyor. Yine aldığım duyumlar Cem Yılmaz'ın canlandırcağı bu farklı rolün bir hayalet olduğu yönünde... Filmin kadrosunda Özpetek'in Cahil Periler ve Bir Ömür Yetmez filmlerinde başrolde olan Margherita Buy'da bulunuyor. Ayrıca filmin afişlerini pek çok Hollywood filminin afişlerini hazırlayan Emrah Yücel'in yaptığını söylemeden geçmemek gerek... Ve son nokta; Ferzan Özpetek filmlerinde mutlaka bir Sezen Aksu şarkısı duymaya alıştık ancak bu kez Sezen Aksu'nun film için özel olarak soundtrack yaptığını ve adı 'Gitmem daha' olan bir parça hazırlamış olduğunu öğrenmemiz merakla beklediğimiz filmi  beklemek için geçerli olan bir diğer neden oluyor ve geriye 30 Mart'a kadar sabretmek kalıyor...

16 Şub 2012

Film Arası

Film Arası dergisinin şubat sayısına kısa filmimle konu oldum!
Dergi tüm D&R'larda!


25 Oca 2012

Theo Angelopoulos hayatını kaybetti!

Leyleğin Geciken Adımı, Ulis'in Bakışı, Sonsuzluk ve Bir Gün, Ağlayan Çayır ve Zamanın Tozu gibi önemli sinema filmlerinin Auteur Yönetmeni Theo Angelopoulos, Yunan televizyonlarında geçen habere göre Pire Drapetsona otoyolunda, yeni filminin çekimleri sırasında bir motosikletin çarpması sonucu kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Ruhu Şad olsun...

13 Oca 2012

Annem Hakkında Her Şey

     Almodovar filmleri pek çok türün iç içe geçtiği bir karnaval gibidir. Yönetmenin filmsel temaları kadını merkezde tutan, insan doğasının, acıların, saplantıların, yalnızlık ve tutkuların sinemasıdır. Yönetmen, üç filmi(La Ley De Deseo/ Arzunun Kanunu, Habla Con Ella/ Konuş Onunla, Mala Educacion/ Kötü Eğitim) dışında genel olarak kadın ve kadın dünyasını anlatan filmlere imza atmıştır. ‘Annem Hakkında Her Şey’de yönetmenin tekrar tekrar kadın dünyasına yoğunlaştığı ve merkezinde annelik olmak üzere ölüm, umut, yalnızlık, özlem gibi temaları ele aldığı bir örnek izliyoruz. 


Filmde, kocasının bir travestiye dönüşmesini hazmedemeyen ve doğacak çocuğunu bu dünyadan uzak yetiştirmek isteyen Manuela, Madrid’den kaçarak Barcelona’ya yerleşir ve oğlu Esteban’ı burada büyütür. Esteban 17. Yaş gününde imza almak için aktris Huma Roja’nın peşinden koşarken bir trafik kazası geçirerek hayatını kaybeder. Çok sevdiği oğlunu kaybettiği için bütün dünyası yıkılan Manuela, yıllar sonra kaçtığı şehir Madrid'e geri döner. Döndüğünde her şey değişmiştir. Eski kocası Madrid’i terk etmiştir. Tesadüf eseri eski arkadaşı Agroda ile karşılaşır ve genç bir rahibe olan Rosa ile tanışır. Rosa,(Bu rolde Penolope Cruz'u izliyoruz.) Manuela'nın eski kocasından hamile kalmış ve aıds virüsü kapmıştır. Manuela, Rosa'ya yardım eder ve onu yanına alarak hastalığı sırasında ona bakar. Bu noktada dikkati çeken nokta Almodovar filmlerindeki kadınlar arasında yoğun sürtüşmeler olduğu gibi çok güçlü bir dayanışmanın da görüldüğüdür. (Buna örnek olarak Yüksek Topuklar, Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar ve Volver filmleri gösterilebilir.) Yaşanan tüm zorluklara karşı birlikte güçlü bir duruş sergileyen kadınlar her zaman biribirlerine yardımcı ve bağlıdırlar. Almodovar filmlerinin en güzel yanlarından biri de bu sanıyorum! Son olarak filmin Almodovar'ın uluslararası alanda ünlenmesini sağladığı ve en iyi yabancı film dalında oscar ödülünü getirmekle birlikte filmografisi açısından dönüm noktası oluşturduğunu da belirtmek gerek!

Filmin Künyesi
Yönetmen: Pedro Almodóvar
Oyuncular: Cecilia Roth, Marisa Paredes, Candela Pena, Penolope Cruz
Yapım: İspanya , Fransa.  Yapım yılı: 1998
Tür: Dram
Süre:105 dk 

31 Ara 2011

Türkiye'deki Film Yapım Koşulları: Yapımcı Hakan Yıldız ile Röportaj

Yapımcı Hakan Yıldız ile Türkiye'deki film yapım süreçleri ve koşulları üzerine konuştuk. Özellikle sinema öğrencileri için bilgilendirici olmasının yanında hem keyifli hem yararlı hem de uzun bir sohbet oldu...


Dinle Neyden ve 120 filmlerinde Genel Koordinatör, Umut ve Sultanın Sırrı filmlerinde Uygulayıcı Yapımcı, Albatrosun Yolculuğu filminde ise yapımcı oldunuz. Sizi bu sürece yönelten neydi ve sektöre girişiniz nasıl oldu?

Çok ilginç aslında benim hiç aklımdan geçmeyen bir sektördü. Bir itirafta bulunayım tamamen tesadüf eseri bu sektöre girdim. Hani bir laf vardır ‘bir arkadaşa bakıp çıkacağım’ benimki biraz öyle oldu. Sette çalışan bir arkadaşıma bir gün ziyarete gittim. Prodüksiyon Amiriydi. O gün asistanı gelmemişti. Çok yalnız bir durumdaydı. “Şuna yardım eder misin? Buna yardım eder misin? Şu lazım bu lazım” derken yaklaşık 12 yıldır halen birisine bakıp çıkacağım. Girdikten sonra hiç çıkmak istemedim. İşinizi çalışarak ve severek yapınca gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Yeter ki isteyerek, severek yapın ve çalışın, çalışın.

Peki yapımcı ile herhangi bir işletme patronu arasındaki farklar nelerdir? 

Aslında çok fark gözükmesede, biraz da yapımcının hayata bakışıyla alakalı olarak çok fark var. Hatta inanılmaz farklar var. Yani hayata bakışı dediğim şu; eğer yapımcının derdi yapacağı ya da yaptığı projeyi izleyecek insanlara veya o izleyici kitlesine bir mesaj içeriği vermekse, bu mesajın özelliklerine göre o projeye elindeki bütün imkanları kullanabilir. Ama; verdiği mesaj ya da izleyiciye izlettiği filmle ilgili bir kaygısı yoksa ve tamamen ticari amaçla düşünüyorsa bunun için hiçbir prensip veya ilke düşünmeden tamamen paraya dayalı çalışmalarını yapar. Bunun tam tersi prensipleri olan, hayata bakışı farklı olan ve izleyici kitlesine bir mesaj vermek isteyen yapımcılar ise ilkeli davranıp senaryoyu ona göre seçip insanlara vermek istediği mesajı ona göre revize edebilir. Örneğin; bu bir tarih sayfasından olabilir, bir kültür olabilir, bir fikir olabilir, bir bilgi birikimini içeren proje olabilir ona göre gişe geliri beklemese de bu mesajı ulaştırmak için çırpınıp filmi yapabilir. İşletmede ise tam tersi ‘hırsız bakkal, namuslu bakkal’ hesabı. Eğer hırsız bakkallık düşüncesi varsa o işletmecinin teraziden çalar, mamulden çalar, bir şeyler yapar. İşte aslında sinemacılar da böyledir. Bu tamamen hayata bakışıyla ilgili... Doğru mesajlar var, yanlış mesajlar var. Doğruyu yanlışı ayırt etmeden tamamen para kazanmak amacıyla yapılan filmler de var. 

Türkiye’de film yapım süreci nasıl işler? Yapım şirketi ya da yapımcı piyasa koşullarının neresindedir?
 
Türkiye’de yapım süreci tamamen senaryo ile başlar. Ortada bir senaryo var ise bu senaryonun gerektirdiği koşulları bir araya getirmek yapımcının görevidir. Bu gerek o senaryoya ayıracağı kaynak açısından gerek teknik ekip açısından gerek yönetmen açısından oyuncular açısından gerek o hikayenin geçtiği rotasyonlar açısından… çekimler bittikten sonraki süreç olan post prodüksiyon stüdyolarından ve en sondaki dağıtım sürecini bir araya getirmek üzerine kurulur bütün yapı. Türkiye şartlarından yapımcı bunların hepsini bilmekle, bir araya getirmekle ve elindeki kaynağı doğru kullanmakla mükelleftir. Aksi takdirde sinema pahalı bir iş, ticarete benzemiyor, tamamen sürprize dayalı bir sektör, örnek veriyorum bir anda 500 bin lira harcadığınız bir filmde milyonlarca lira para kazanabilirsiniz veya milyonlarca lira harcadığınız filmde hiç gişe geliri elde edemeyebilirsiniz ve bir anda hayatınız başka bir yöne doğru kayabilir...

 
Siz filmlerinizde bu izler kitleyi ve gişe gelirini hesap ediyor musunuz veya ne oranda hesap ediyorsunuz? 

Tabii ki bunu hesap etmiyorum diyen yapımcı yoktur çünkü hesap etmek şart. Bu sorunuz önceden söylediğim gibi yapımcının hayata bakışıyla, vermek istediği mesajlada alakalı. Yapımcının bu bahsettiğim kıstasları bir araya getirip eğer para kaygısı yaşamadan bir mesaj vermekse derdi o zaman ticari açıdan bakmayabilir. Gişe gelirini veya izleyici kitlesini hiç hesap etmez. Bir hayali vardır. O hayalini perdeye yansıtmak ister. 10 kişi izlemiş veya 10 milyon kişi izlemiş bunun asla peşinde değildir. Diğer taraftan ise bu işi tamamen ticarete döküp ‘Türkiye’de atıyorum 2011 de 40 milyon bilet satılıyor ve bu biletlerin %80’ e yakın miktarı 16 yaş ile 25 yaş arası kitleye satılıyor. 16- 25 yaş arasındaki insanları sinema salonuna çekmek için nasıl bir film yapılır’ onu hesap eder. Ve bu izleyicilerin Türkiye’deki dağılımına bakar. Gençler nerede fazla nerede az, sinema salonlarını ona göre organize eder. Ve bu gençler ne tür filmlerden hoşlanır. Komedi mi, dram mı, aşk mı bunları hesap eder. Bütün bu bileşenleri bir araya getirip ona göre bu normlara uygun senaryoyu alır ve onu perdeye yansıtır.  Bu ne kadar doğru ne kadar yanlış zaten hep içinde bulunduğumuz tartışmalardan da belli. Film isimlerini vermek istemiyorum birçok arkadaşımızda bunu gayet net biliyor. O filme çok yatırıma gerek yok ama çok ciddi gelirler elde ettiriyor yapımcıya ama baktığınızda ne bir mesajı var ne başka bir şeyi var, tamamen boş bir film. Diğer taraftan da bunun karşıt görüşü hiç öyle düşünmemek lazım 4 milyon izleyicisi olan bir filmdir. Sinema sektörüne vergisiyle, salonlarıyla çok ciddi bir katkı yapmıştır diye bakanlarda var. Artık hangisini kabul ederseniz… "Ben böyle bir film yapmak istemiyorum tamamen mesaj kaygısı taşıyan bir film yapmak istiyorum. Seyircisi umurumda bile değil. Nihayet yapımcı olarak para benim. Oyucularla, yanıma inandığım insanlarla bir araya gelirim ve bunu 10 kişi bile izlese ben bu filmi yapar ve gösteririm." diye düşünenler varken diğer taraftan ise "Hayır benim bir param var. Bu parama para katmak istiyorum" deyip biraz önce bahsettiğim izleyici kitlesine göre senaryo organize eder ve o senaryoyu hayata geçirenlerde var. Dediğim gibi bu hep tartışılan bir şey… Yapımcı olarak kim nerede olmak istiyorsa ona göre hareket ediyor. Ona göre filmlerini yapıp, ona göre para kazanıyor veya kaybediyor. Yalnız bu değildir ki mesaj vermek isteyen filmler zarar ediyor. Asla böyle bir düşünce içerisinde değilim. Çok güzel filmler var. Bir mesaj veren, duygular uyandıran, etkileyen işte benimde içerisinde olduğum 120 diye bir film yaptık. Çok güzel gişe başarısı elde ettik ve hala onun çok güzel tepkilerini, dualarını alıyoruz. "Ansiklopedilerce anlatılmaya çalışılan bir dönemi siz 100 dakikada bize anlattınız ve bundan çok ciddi etkilendik" diye yorumlarda yapılıyor. Ve bu görüşler bize bu filmle misyonumuzu tamamladığımızı düşündürüp, rahat ettiriyor. Sinema hakikaten dünyada çok etkili olan bir iletişim aracı. Bir şey anlatmak istediğinizde ve bunu sinema ile yaptığınızda karşı tarafa o kadar net ve somut bir şekilde geçiyor ki, düşünün 1 saat boyunca insanları kapalı bir salona kapatıyorsunuz, bunu izleyeceksiniz diyorsunuz ve üstüne de para alıyorsunuz. Bu nedenle bence yaptığımız filmler bir şeyler ifade etmeli.